Pazar
sabahlarını severim. Öğle saatlerine dair ise net bir yargıya sahip değilim.
SANIRIM PAZAR ÖĞLESİZ. Hayatı 7 günün 5’inden sıkılmakla geçen her normal insan
gibi, benim de pazar akşamlarına dair sıkıntılarım var. Bir günü kendi
isteğinden bağımsız olarak 3’e böldüğüm için ise hiç pişman değilim.
Ne yapmam
gerektiğinin söylenmesinden hoşlanmayışımı çocukça bulabilirsiniz. Pazar sabahları
aynı fikirde olmadığım insanlardan da pek hazzetmem zaten. Bunun yerine, bir
yere varma amacı taşımadan evden çıkan pazar sabahının arkasına takılmayı
tercih ederim. Hiçbir şey yapmasa bile yapabileceğinin huzuruna sahip her
miskin gibi, henüz yapmadıklarımın varlığından dehşetli bir haz alıyorum.
Bu pazar mı?
Bu pazar hiçbir şey olmadı. Biraz sizi özledim, biraz onu, biraz da bunu. Çok
büyük bir iş başarıyormuşcasına dönen rüzgârgülüne baktım, topuklu ayakkabı
giydim; seninle bir bira içseydik diye düşündüm ama bunu sana söylemedim, ona
da söylememiştim zaten. Pazar sabahları aklıma gelip de içmediğim bütün
biraların üzerinde düşünülemeyecek kadar içilmiş sayılacağına karar verdim.