Bazı kadınlar çok kadın. Onların tırnağı kırılıyor, çorabı bir yere takılıyor ya da sık sık gözlerine bir şey kaçıyor. Rujunu tazelerken rahat etmesi için birinin Esma'nın çantasını tutması gerekiyor. Figen kendisini iş çıkışı kahve içmeye çağıran iş arkadaşının tekliflerinden rahatsız oluyor ama yeni aldığı eteği direktörünün ilgisini çektiği için çok mutlu. Ece'nin o saatte o ıssız sokaktan tek başına geçmesini kabullenemeyen erkeklerin hepsi çok centilmen.
Ada ise organik yiyeceklere hevesleniyor. Bir gün ofiste bunalmışken iş çıkışı pazara gitmeye karar veriyor, kilolarca çilek alıyor. (Eve kendisi taşıyabilir, Ada'nın kimsenin yardımına ihtiyacı yok.) Sonra internetten bulduğu tarife uygun olarak şekersiz reçelini yapmaya başlıyor ama telefon çalıyor, banyonun musluğu akıtıyor, üst kat komşu aidatı istemek için geliyor, reçel köpürerek bütün ocağı kaplıyor ve mutfağın en stratejik köşesinde kendi krallığını ilan ediyor. (Bütün mutfak battı, parası ve vakti boşa gitti diye ağlayamaz, Ada zayıf bir kadın değil.)
Bazı kadınlar çok çocuk. Onların elinden tutmak gerekiyor, üşüdüklerinde omuzlarına blazer ceketi yerleştirivermek delikanlılığın cep kitabındaki ilk on maddeden biri. Seda'nın ona sahip çıkacak adam gibi bir adama ihtiyacı var. Buluşmalara geç kalınması Derya'yı çok rahatsız ediyor. Özlem o kadar da güçlü olmadığı için turşu kavanozunu açamıyor.
Bu akşam dışarı çıktıktan sonra bir hafta boyunca makarna yiyecek olmak Deniz'in umrumda değil. Sadece biraz eğlenmek istiyor. Hesap masaya geldiğinde havada uçuşan "ben hallederim"lere rağmen limit bitimine hızla yaklaşan kredi kartını garsona uzatıyor. (Hesap ödetmekten hoşlanmaz, Deniz erkeklerin kendilerini "zorunda" hissetmelerini saçma buluyor.) Dönüşte dolmuştan eve kadar yürüyor. Daha fazla para harcamamak istediğinden değil sadece, ıhlamur kokusu hoşuna gidiyor. Biraz mezarlık biraz da yaz akşamı kokuyor sokaklar. Yanından geçen araba kornaya basıyor, bir diğeri hızını iyice düşürüp gideceği yere kadar bırakmayı teklif ediyor ağzını yayarak, arkasından sürekli ayak sesleri geliyor. (Kendini güvensiz hissetti, eve kadar koşmak zorunda kaldı diye ağlayamaz, Deniz zayıf bir kadın değil.)
Bazı kadınlar çok dekor. Onların sergilendiği dükkana girince dikkatli olmak lazım çünkü duvarda, "Kırılan ürünlerden müşterilerimiz sorumludur" yazıyor. Lale'nin indirimdeki o kazağı illa alması lazım, pazar kahvaltısında en az üç kez "o" kazaktan bahsediyor. Pelin'in regl dönemi onu canından bezdiriyor, İskoç battaniye altında sıcak çikolata içmeden ağrısı geçmiyor. İlişkiyi heyecanlı tutmak Mine'nin işi, ay dönümlerinde Emre Can'ı içinden jartiyerler geçen büyük sürprizler bekliyor.
İdil'in ilişkileri başlıyor ve bitiyor. Yardıma ihtiyacı olduğunu hissettirmek konusunda o kadar da başarılı olmadığından olsa gerek, bir ilişki bittiğinde kimse İdil'in canının yandığına inanmıyor. Güçlü olanların hoyratça davranılmasına daha dayanıklı olduğunu düşünenlerin cirit attığı bir dünyada yaşadığından, bunları artık o kadar da umursamıyor. (Terk edildi diye ağlayacak kadın değil İdil, hem zaten hayat devam ediyor.) Hayatına girerken kahkaha atan, içtenlikle gülümseyenlerin şimdi nasıl da umursamaz olduğunu fark edince içi buruluyor. İçtiği dördüncü cin tonikten sonra kendisini hiçbir zaman güvende hissedemeyeceğini düşününce biraz dalgalanıyor. Nerede olduğunu bilmediği eve gitmek isterken başı dönüyor, banyo kapısına ayağı çarpıyor. (Eve giden yolu bulamadığı için ağlayamaz, İdil zayıf bir kadın değil.)
Bazı kadınlar hep varlar. Onlar önden geçsin diye birileri kapıyı tutuyor, incinmesinler diye kötü haberi geciktiriyor. Onların alt dudakları sarkıyor, gözleri dolu dolu oluyor, elleri de hep üşüyor. Diğer kadınlar da buralarda bir yerdeler. Motordan inerken ellerinin tutmasına ihtiyaçları yok, kötü haberin o kadar kötü olduğuna da kimse inanmıyor. Onlar da alt dudaklarını ısırıp ellerini ceplerine sokuyor. Bazı kadınlardan olmadıkları için ağlayamazlar, zayıf da değiller zaten.
Ada ise organik yiyeceklere hevesleniyor. Bir gün ofiste bunalmışken iş çıkışı pazara gitmeye karar veriyor, kilolarca çilek alıyor. (Eve kendisi taşıyabilir, Ada'nın kimsenin yardımına ihtiyacı yok.) Sonra internetten bulduğu tarife uygun olarak şekersiz reçelini yapmaya başlıyor ama telefon çalıyor, banyonun musluğu akıtıyor, üst kat komşu aidatı istemek için geliyor, reçel köpürerek bütün ocağı kaplıyor ve mutfağın en stratejik köşesinde kendi krallığını ilan ediyor. (Bütün mutfak battı, parası ve vakti boşa gitti diye ağlayamaz, Ada zayıf bir kadın değil.)
Bazı kadınlar çok çocuk. Onların elinden tutmak gerekiyor, üşüdüklerinde omuzlarına blazer ceketi yerleştirivermek delikanlılığın cep kitabındaki ilk on maddeden biri. Seda'nın ona sahip çıkacak adam gibi bir adama ihtiyacı var. Buluşmalara geç kalınması Derya'yı çok rahatsız ediyor. Özlem o kadar da güçlü olmadığı için turşu kavanozunu açamıyor.
Bu akşam dışarı çıktıktan sonra bir hafta boyunca makarna yiyecek olmak Deniz'in umrumda değil. Sadece biraz eğlenmek istiyor. Hesap masaya geldiğinde havada uçuşan "ben hallederim"lere rağmen limit bitimine hızla yaklaşan kredi kartını garsona uzatıyor. (Hesap ödetmekten hoşlanmaz, Deniz erkeklerin kendilerini "zorunda" hissetmelerini saçma buluyor.) Dönüşte dolmuştan eve kadar yürüyor. Daha fazla para harcamamak istediğinden değil sadece, ıhlamur kokusu hoşuna gidiyor. Biraz mezarlık biraz da yaz akşamı kokuyor sokaklar. Yanından geçen araba kornaya basıyor, bir diğeri hızını iyice düşürüp gideceği yere kadar bırakmayı teklif ediyor ağzını yayarak, arkasından sürekli ayak sesleri geliyor. (Kendini güvensiz hissetti, eve kadar koşmak zorunda kaldı diye ağlayamaz, Deniz zayıf bir kadın değil.)
Bazı kadınlar çok dekor. Onların sergilendiği dükkana girince dikkatli olmak lazım çünkü duvarda, "Kırılan ürünlerden müşterilerimiz sorumludur" yazıyor. Lale'nin indirimdeki o kazağı illa alması lazım, pazar kahvaltısında en az üç kez "o" kazaktan bahsediyor. Pelin'in regl dönemi onu canından bezdiriyor, İskoç battaniye altında sıcak çikolata içmeden ağrısı geçmiyor. İlişkiyi heyecanlı tutmak Mine'nin işi, ay dönümlerinde Emre Can'ı içinden jartiyerler geçen büyük sürprizler bekliyor.
İdil'in ilişkileri başlıyor ve bitiyor. Yardıma ihtiyacı olduğunu hissettirmek konusunda o kadar da başarılı olmadığından olsa gerek, bir ilişki bittiğinde kimse İdil'in canının yandığına inanmıyor. Güçlü olanların hoyratça davranılmasına daha dayanıklı olduğunu düşünenlerin cirit attığı bir dünyada yaşadığından, bunları artık o kadar da umursamıyor. (Terk edildi diye ağlayacak kadın değil İdil, hem zaten hayat devam ediyor.) Hayatına girerken kahkaha atan, içtenlikle gülümseyenlerin şimdi nasıl da umursamaz olduğunu fark edince içi buruluyor. İçtiği dördüncü cin tonikten sonra kendisini hiçbir zaman güvende hissedemeyeceğini düşününce biraz dalgalanıyor. Nerede olduğunu bilmediği eve gitmek isterken başı dönüyor, banyo kapısına ayağı çarpıyor. (Eve giden yolu bulamadığı için ağlayamaz, İdil zayıf bir kadın değil.)
Bazı kadınlar hep varlar. Onlar önden geçsin diye birileri kapıyı tutuyor, incinmesinler diye kötü haberi geciktiriyor. Onların alt dudakları sarkıyor, gözleri dolu dolu oluyor, elleri de hep üşüyor. Diğer kadınlar da buralarda bir yerdeler. Motordan inerken ellerinin tutmasına ihtiyaçları yok, kötü haberin o kadar kötü olduğuna da kimse inanmıyor. Onlar da alt dudaklarını ısırıp ellerini ceplerine sokuyor. Bazı kadınlardan olmadıkları için ağlayamazlar, zayıf da değiller zaten.

Selam. Ben uzuldugunde, cani yandiginda, yuku agir geldiginde aglayan kadin, yani gucsuzun teki.
YanıtlaSil