11 Mayıs 2014 Pazar

Korkma sadece toprağa gideceksin...

Şimdi sen ölsen. Evet, hemen şimdi ölsen. Demin çıktığın toplantıda, mutlu son isteyen patronun seninle ilgili ne düşündüğüne kafa yorarak merdivenlerden inerken ayağın kaysa, o öpmeyi en sevdiğim yerini kafanın basamağa çarpsan, bütün bulmacalar yerlere saçılsa.

Ya da yarın, havaalanından gelirken mesela. Orhan Abi'nin aklı duraktan çıkarken gördüğü o incecik ve tabii ki bembeyaz bileğe takılsa, fark etmese karşı şeritteki yeni evli çiftin yeni çıktığı filmi hararetle tartışırken yaptığı o hatalı sollamayı. Biz o filme hiç gidemesek.


Her pazar yaptığın gibi uzun bir yürüyüşe çıksan. İçine çektiğin oksijeni bol havayla birlikte ciğerlerin de inansa günde bir paket sigaranın insanı öldürmeyeceğine. Birkaç hafta önce keşfettiğin ağacın dibinde bir sigara içmeyi geçirsen aklından, haftaya gelirken termosa kahve koymayı not etsen. Sonra, kalbinin aldığı ani bir kararla yere düşsen, bulutları izlemeye başlasan. Bana yakın bütün termoslardaki kahveler soğusa.


Geceleri uyurken elimin yakınlarında güvende hissettiği lekeyi bir doktora göstermeye karar versen. O da sana, hımmm, dese; patolojiye bir gönderelim. Gözümüzün görmediği dalga boylarındaki ışınlara, seninle konuşmasından bile hoşlanmayacağın insanların seni kesip biçmesine maruz kalsak. Bütün sıkıntıların başlangıcı olan o leke artık olmasa.


Şimdi sen ölsen, en son bana haber verirler. Zaten ben cenazelerde hiç iyi değilimdir, ailenin diğer kadınları gibi ahenkli ağlayamam. Kimse bana taziyede bulunulması gerektiğini bile bilmez. Dedemin cenazesinde, "ahh canım" demiş uzaktan yengelere, "pardon, siz kimdiniz" bakışı atmış insanım ben. Senin, "ben sadece bu değilim" dediğin bütün hücrelerini gömerken birileri cenazeye gitsem, herkes bana "
pardon, siz kimdiniz" bakışı atar, cenazelerde kötü muameleye maruz kalmış bütün uzaktan yengelerin ahı çıkar. Kimse diyebilirim, arı olmayacak bir hiç kimse.