Komşulardan birinin peynirli poğaça pişirdiği bu apartmanda oturmuyorum. Bu apartmanın aidatından sorumlu değilim ve ayakkabılarımı dışarıda bıraktığım için kimse zili çalıp da beni azarlamayacak. Merdivenleri çıkarken, kimseye kafamla selam verip de iyi akşamlar dilememe gerek yok. Merdiven boşluğuna zincirlenen bisikletlerden biri benim değil ve onu, kurallar dahilinde başka yere bağlamak zorunda değilim.
Kimsenin bana muharrem ayı bile olsa aşure vermeyeceği bu apartmanın en üst katında biraz dinlenebilirim. Birinci köprüden tarihi yarımadanın açıklarına kadar her şeyi gözden geçirmem mümkün bu çatı katında. Bir bira açabilirim ya da istersem bir kadeh şarap koyabilirim. Hayır, kahve yapmak ya da çay demlemekle ilgilenmiyorum. Güneş aynı anda benim, avrupa yakasının, boğazın ve anadolu yakasından muasır medeniyetler seviyesine açılmak için koşan sokakların üzerinde parlarken, kafamın gereğinden fazla ayık olması sıkıcı olurdu.
Kapıyı çalsalar da açmayacağım komşulardan görece azade olan balkonunun demirlerine ayaklarımı uzatıyorum. Yan taraftaki saksıyı mesken eylemiş sardunyalar misafirliğimden biraz rahatsız ama onları görmezden gelebilirim. Önümde uzanan manzaraya bakıyorum. Evler, deniz, iş yerleri, gökyüzü, tarihi mekanlar, ağaçlar, baz istasyonları, martılar, dükkanlar, tekneler, genelevler, teknelerin bıraktığı izler. Hiçbir hareketin olmadığı bu manzarada kaç kişiyi tanıdığımı düşünüyorum. Duran ve beni önümdeki kitabı okumaya teşvik eden manzaranın kaç kişiyi barındırdığını. Önümdeki görüntü hiç hareket etmiyor.
Galata Kulesi'nin dibinde bir adam, sevgilisine daha içten gülümsemesini söylüyor, kollarını daha da açarak ve belki kuleye biraz daha yakın. Benim eski sevgilim ve onun kuleye daha yakın duran sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Martılar uçuyor.
Beşiktaş çarşısına açılan sokaklardan birine esen pencerelerden birinde bir kadın, prezervatifin kabını bir türlü yırtamayan adama gülümseyerek bakıyor. Kabın bir türlü açılamamasının ve onun yarattığı artan heyecanın farkında bir kadın. Benim eski sevgilim ve onun elinde olmayan sebeplerden hazzı erteleyen sevgilisi. Belki değil. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Şehir hatları hala çalışmakta.
Önündeki sehpanın gizemini karşısındaki kadının ayak parmaklarına bakarak çözmeye çalışıyor bir adam Kabataş'ta, ama sehpadaki kahve soğudu. Kahveyi soğutana ve serçe parmağın hemen yanında başlayarak ayak tabanının bilinmez bir noktasına kadar uzayan o kabartıya bakarak geçen saatlerde konuştuklarını hatırlamıyor. Benim eski sevgilim ve onun güzel ama ilginç ayaklı sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Evin önündeki ıhlamur ağacının dalları hışırdıyor.
Meydana az kalmış sokaklardan birinde bir kadın, kendinden çok önce ama sonra yaşamış bir kadından bahsediyor. Anlaşılmadığından en az bahsettiği kadının adı kadar emin. Anlamayan adamın suratındaki anlamamayı sahiplenen gülümsemeyi ve o gülümsemenin sahiplenişini izliyor. Benim eski sevgilim ve onun hiçbir zaman anlamayacak ama bunu kabul etmeyecek sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Haliç'in üzerinde bir helikopter alacaklısını bekliyor.
Bütün eski ve yeni sevgilileri gören evin balkonunda bir adam, ensesinde dövme olan bir kadına sarılıyor. Uzun ama ince olmayı bir o kadar reddeden enseye değen dudakları tedirgin. Ne kadar uzun zamandır o enseye ve dövmeye değen hücrelerden nefret ettiğini unutmaya çalışıyor. Benim yeni sevgilim ve onun özgürlük isteyen eski sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Güneş batıyor.
Komşulardan birinin peynirli poğaça pişirdiği bu apartmana ait değilim. Eski ve yeni sevgililerim buraya ait değil. Sardunyalara su vererek varlığımın yarattığı rahatsızlığı biraz da olsa hafifletebilirim. Ne de olsa aidat ödemek zorunda değilim, artık buradan gidebilirim. Peynirli poğaçayı da hiç sevmem.
Kimsenin bana muharrem ayı bile olsa aşure vermeyeceği bu apartmanın en üst katında biraz dinlenebilirim. Birinci köprüden tarihi yarımadanın açıklarına kadar her şeyi gözden geçirmem mümkün bu çatı katında. Bir bira açabilirim ya da istersem bir kadeh şarap koyabilirim. Hayır, kahve yapmak ya da çay demlemekle ilgilenmiyorum. Güneş aynı anda benim, avrupa yakasının, boğazın ve anadolu yakasından muasır medeniyetler seviyesine açılmak için koşan sokakların üzerinde parlarken, kafamın gereğinden fazla ayık olması sıkıcı olurdu.
Kapıyı çalsalar da açmayacağım komşulardan görece azade olan balkonunun demirlerine ayaklarımı uzatıyorum. Yan taraftaki saksıyı mesken eylemiş sardunyalar misafirliğimden biraz rahatsız ama onları görmezden gelebilirim. Önümde uzanan manzaraya bakıyorum. Evler, deniz, iş yerleri, gökyüzü, tarihi mekanlar, ağaçlar, baz istasyonları, martılar, dükkanlar, tekneler, genelevler, teknelerin bıraktığı izler. Hiçbir hareketin olmadığı bu manzarada kaç kişiyi tanıdığımı düşünüyorum. Duran ve beni önümdeki kitabı okumaya teşvik eden manzaranın kaç kişiyi barındırdığını. Önümdeki görüntü hiç hareket etmiyor.
Galata Kulesi'nin dibinde bir adam, sevgilisine daha içten gülümsemesini söylüyor, kollarını daha da açarak ve belki kuleye biraz daha yakın. Benim eski sevgilim ve onun kuleye daha yakın duran sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Martılar uçuyor.
Beşiktaş çarşısına açılan sokaklardan birine esen pencerelerden birinde bir kadın, prezervatifin kabını bir türlü yırtamayan adama gülümseyerek bakıyor. Kabın bir türlü açılamamasının ve onun yarattığı artan heyecanın farkında bir kadın. Benim eski sevgilim ve onun elinde olmayan sebeplerden hazzı erteleyen sevgilisi. Belki değil. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Şehir hatları hala çalışmakta.
Önündeki sehpanın gizemini karşısındaki kadının ayak parmaklarına bakarak çözmeye çalışıyor bir adam Kabataş'ta, ama sehpadaki kahve soğudu. Kahveyi soğutana ve serçe parmağın hemen yanında başlayarak ayak tabanının bilinmez bir noktasına kadar uzayan o kabartıya bakarak geçen saatlerde konuştuklarını hatırlamıyor. Benim eski sevgilim ve onun güzel ama ilginç ayaklı sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Evin önündeki ıhlamur ağacının dalları hışırdıyor.
Meydana az kalmış sokaklardan birinde bir kadın, kendinden çok önce ama sonra yaşamış bir kadından bahsediyor. Anlaşılmadığından en az bahsettiği kadının adı kadar emin. Anlamayan adamın suratındaki anlamamayı sahiplenen gülümsemeyi ve o gülümsemenin sahiplenişini izliyor. Benim eski sevgilim ve onun hiçbir zaman anlamayacak ama bunu kabul etmeyecek sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Haliç'in üzerinde bir helikopter alacaklısını bekliyor.
Bütün eski ve yeni sevgilileri gören evin balkonunda bir adam, ensesinde dövme olan bir kadına sarılıyor. Uzun ama ince olmayı bir o kadar reddeden enseye değen dudakları tedirgin. Ne kadar uzun zamandır o enseye ve dövmeye değen hücrelerden nefret ettiğini unutmaya çalışıyor. Benim yeni sevgilim ve onun özgürlük isteyen eski sevgilisi. Duran manzaranın içerisinde sevgililer hareket ediyor. Eski ve yeni. Güneş batıyor.
Komşulardan birinin peynirli poğaça pişirdiği bu apartmana ait değilim. Eski ve yeni sevgililerim buraya ait değil. Sardunyalara su vererek varlığımın yarattığı rahatsızlığı biraz da olsa hafifletebilirim. Ne de olsa aidat ödemek zorunda değilim, artık buradan gidebilirim. Peynirli poğaçayı da hiç sevmem.
