5 Şubat 2014 Çarşamba

Yatakta geçen ve bir yere varmayan bir hikaye

Yanında yatan adamın sırtını severken -sırtları çok sever-, uyumaktan korktuğunu düşündü. Uykusuzluğunu soluyan adama baktı ve aklına gelen ilk şeyi ona söyledi. Aklına gelen ilk şey onun da aklına gelsin, aklından çıkmasın, kalorifer peteğinin sıcağıyla uysallaşan kedi gibi oraya kurulsun istedi. Sabaha kadar o "şey"den bahsetsinler, uyumaktan korkmayacak kadar yorulduklarında da birbirlerinin parmak uçlarını öpsünler -parmak uçlarını çok öper-.

Adam, kadının aklına gelen ilk şeyi dinledi. Dudaklarının bir araya geldiği yerin, aklına gelen ilk şeyin heyecanıyla nasıl da yukarılara kıvrıldığına baktı. Korktu. Aklına gelen ilk şeyi düşündü. Kadının kasıklarında yarattığı heyecanı ve sadece bu heyecanı fark etmenin bile kendi kasıklarında yarattığı yeni heyecanın ellerini hareket ettirmesini -ona dokunmasını- hissetti. Elini, kadının leğen kemiğinin üzerine koydu. Güneş doğana, perdenin desenleri seçilmeye başlayana kadar eli orada kalsın -belki biraz daha aşağı-, sonunda yerini bulduğunda da uykuları birbirine dokunsun.

Uyandığında, adamın kasığında duran eline baktı ve kasığında duran adamın eline. Kasığımda duran el benim olsa yine aynı şeyleri hissederdim düşüncesi geçti aklından -böyle düşünceler aklından çok geçer-. Parmak uçlarını öptü tekrardan, dün gece yeteri kadar öpülmemişlerdi, dün gece yeteri kadar uyunmamıştı, dün gece yeteri kadar konuşulmamıştı. Bunaldı. Yeteri kadar bunaldı. Üzerindeki battaniyeyi sıyırdı. Bunun, midesiyle karaciğeri arasında bir yerde büyüyen sıkıntıyı da sıyıracağını sanmıştı. Olmadı. Yanında yatan ve göz kapaklarının arkasında korkan, irkilen, yorulan, iç çeken adamı izledi.

Uyumaktan korkuyordu, uyumaktan değil belki, uykuda hissettiklerinden. Kadını hissedememekten, hissettiğine müdahale edememekten, kadını hissedememekten, ne hissedeceğinin kararına sahip olmamaktan, hayır, en çok kadını hissedememekten. Onu hissettiğimi, onun da beni hissettiğini ona anlatamıyorum diye düşündü. Bir uyku arasındaydı, bu düşüncenin üstünde fazla durmadı.

İçtiğinde daha az sıkkın olacağına kendini inandırdığı kahveyle -sütsüz, şekersiz- yatak odasına döndüğünde, adamın korkularından habersizdi. Biraz adamı, biraz kendini, biraz hiçbir şeyi seyretti. Artık kalkması gerektiğini söyledi, vaktin geldiğini, işe geç kalacağını, kahvaltı hazırlayacağını, bugün önemli bir görüşmesi olduğunu, akşam geri gelip kendisini öpmesini istediğini -bunu söylemedi-. Üstünü giymeye başladı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder