”Kırılganlık, tek gerçek varoluş halidir. Kırılgan olmak yaralanmaya açık olmak anlamına geldiği kadar, mutluluğa, zevke de açık olmak anlamına gelir. Yaralara açık olmak aynı zamanda lütufa ve güzelliğe de açık olmaktır. Kendi kırılganlığını ne sakla ne de inkar et: o senin en kıymetlin. Kırılgan ol: Korkuyla titre ve sarsıl. Sana gelebilecek olan yeni lütuflar, ihsanlar, güzellikler ancak sen kırılganken, yani açıkken gelebilir.”
Stephen Russell
Bir Fransız muhabir, "Korkmuyor musunuz?" diye sormuştu. Korkuyoruz tabii ki, manyak mıyız biz? Oradan size yeşil adam Hulk gibi mi görünüyoruz? Çantamızda solüsyon, vicks, ventolin; kafamızda baret; ağzımızda çatkı olunca biraz daha güvende hissediyoruz kendimizi. Daha sokağa çıkmadıysanız aynada bir bakın bu kıyafetlerle kendinize. Bildiğin komiğiz aslında, kafamızda çevik kuvvetlerin kıyafetleriyle yan yana getirince görüntüyü, daha da komiğiz. Korkuyoruz ama yine de alanlardayız. Daha çok korktuğumuz şeyler var çünkü. Bu kadar biber gazından sonra muhtemelen 3 kafalı doğacak çocuklarımızın daha da boktan bir ülkede yaşamasından korkuyoruz mesela ya da o 3 kafalı çocukları doğurup doğurmama, yapıp yapmama kararının elimizden alınmasından. İş güvenliği raporlarında istatistik olmaktan korkuyoruz. Askerde eğitim zayiatı ya da ülke sınırları dışında "vatan için öldü" diye haber olmaktan ya da olamamaktan korkuyoruz. Devlet eliyle öldürülüp arkamızdan "aman da onlar çapulcuydu, bir diğeri de kaçakçıydı" denmesinden de korkuyoruz. Bir gün o buz gibi biraya elimizi uzattığımızda "onun yerine padişah şerbeti verelim" denmesinden bile korkuyoruz.
Bir süredir bunu düşünüyorum aslında. Kaybetmekten ya da kazanamamaktan korktuğumuz şeyler ne kadar da komik. 46 kromozomum, bi kafam, ne bileyim pankreasım olduğu için elde etmiş olmam gereken şeyler aslında bunlar benim. Kıvrım kıvrım beynimiz var arkadaş, azıcık kullanınca hiç de korkulacak şeyler söylemiyoruz ki biz. Evet, korkuyoruz ama bir taraftan İstiklal Caddesi gaz altındayken bandoyla ritim tutup dans eden uzaylılar olabiliyoruz. Evet, korkuyoruz ama yine de alanlardayız. Evet, biraz mantıklı düşünebilsek aslında bunların hiçbirinden korkmamıza gerek yok, komik. Biz de komiğiz. Tipimiz bile komik lan.
*Bu yazıyı facebookta post olarak yazmıştım aslında ama sonra kaybolup gitmesini istemediğimden bloga da ekledim.
Stephen Russell
Bir Fransız muhabir, "Korkmuyor musunuz?" diye sormuştu. Korkuyoruz tabii ki, manyak mıyız biz? Oradan size yeşil adam Hulk gibi mi görünüyoruz? Çantamızda solüsyon, vicks, ventolin; kafamızda baret; ağzımızda çatkı olunca biraz daha güvende hissediyoruz kendimizi. Daha sokağa çıkmadıysanız aynada bir bakın bu kıyafetlerle kendinize. Bildiğin komiğiz aslında, kafamızda çevik kuvvetlerin kıyafetleriyle yan yana getirince görüntüyü, daha da komiğiz. Korkuyoruz ama yine de alanlardayız. Daha çok korktuğumuz şeyler var çünkü. Bu kadar biber gazından sonra muhtemelen 3 kafalı doğacak çocuklarımızın daha da boktan bir ülkede yaşamasından korkuyoruz mesela ya da o 3 kafalı çocukları doğurup doğurmama, yapıp yapmama kararının elimizden alınmasından. İş güvenliği raporlarında istatistik olmaktan korkuyoruz. Askerde eğitim zayiatı ya da ülke sınırları dışında "vatan için öldü" diye haber olmaktan ya da olamamaktan korkuyoruz. Devlet eliyle öldürülüp arkamızdan "aman da onlar çapulcuydu, bir diğeri de kaçakçıydı" denmesinden de korkuyoruz. Bir gün o buz gibi biraya elimizi uzattığımızda "onun yerine padişah şerbeti verelim" denmesinden bile korkuyoruz.
Bir süredir bunu düşünüyorum aslında. Kaybetmekten ya da kazanamamaktan korktuğumuz şeyler ne kadar da komik. 46 kromozomum, bi kafam, ne bileyim pankreasım olduğu için elde etmiş olmam gereken şeyler aslında bunlar benim. Kıvrım kıvrım beynimiz var arkadaş, azıcık kullanınca hiç de korkulacak şeyler söylemiyoruz ki biz. Evet, korkuyoruz ama bir taraftan İstiklal Caddesi gaz altındayken bandoyla ritim tutup dans eden uzaylılar olabiliyoruz. Evet, korkuyoruz ama yine de alanlardayız. Evet, biraz mantıklı düşünebilsek aslında bunların hiçbirinden korkmamıza gerek yok, komik. Biz de komiğiz. Tipimiz bile komik lan.
*Bu yazıyı facebookta post olarak yazmıştım aslında ama sonra kaybolup gitmesini istemediğimden bloga da ekledim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder