6 Haziran 2013 Perşembe

Neler oluyor hayatta? - Pazar

  Bu post'un geç gelişinden de anladığınız üzere pek yazasım kalmadı benim. "Biber gazı bizde kafa yapıyor" derken abartmıyormuşuz, dün evde dinlenirken resmen düşüş yaşadım. Bir karamsarlık, bir mutsuzluk hali, yanımda birileri olsa muhtemelen "Bi kapsül atalım, açılırsın" filan derdi. Demedi ya lan kimse, o kimseler çünkü ya Gezi'deydi, ya işteydi ya da ölmüşlerdi de ağlayanları yoktu evde. Pazar günkü mitingden de bahsedesim kalmadı pek. Bu akşam için Sezen Aksulu, Sertab Erenerli konser haberleri düşüyor önüme, benim aklım Ankara'da, Dersim'de. En başında Gezi Parkı için ses çıkarıp sonrasında direnişi nasıl da tüm Türkiye'de örgütlediklerine bakıyorum Anadolu şehirlerinin, konser fikri uğuldama yapıyor beynimde. Bir de "örgütlü" insanların barikatın önüne yürürken aslan, kaplan ilan edilmesi ama çatışma hali yokken az biraz öcü olmaları da ağrıma gidiyor sanırım. (Bu cümleyi yazarken kimseye laf dokundurmak değil niyetim, birlikte direndiğimiz insanların hiçbir tanesini de bir diğerinden ayırmıyorum, ki barikatların önünde olanlar sadece örgütlü insanlardı diye bir iddiam da yok ama bazen biz de direnişte yan yana olduğunuz insan karakterimizden sıyrılıp örgütlü yanımızla duygusallaşabiliyoruz, haberiniz olsun.) Yine de tüm bunlara rağmen Pazar günü Akaretler'deki herkes kahramandı benim gözümde, çatışma deyince de direkt onlar geliyor aklıma, o sebepten onlardan bahsetmemiş olmak istemedim.


  Cuma ya da cumartesi gibi bilinçli bir tercihle direnişin parçası olmadım ben Akaretler'de. Biraz yorgun, biraz da üstteki paragrafta belirttiğim örgüt-örgüt(lü)-örgüt(süz) muhabbetleri yüzünden üzgün, eve ulaşmak adına Beşiktaş'a yürüyordum. Bir taraftan da direnişin sağlık ve de Ankara ayağından güncelleme alıyordum telefonda. Birden bana doğru yürüyen insanları fark ettim, kafamı kaldırmamla da yükselen biber gazı bulutunu gördüm. İlk defa korktum, can yeleğim yanımda değildi çünkü (Yalan, ilk defa filan korkmadım. Cumadan beri korkuyorum. niye korkmayayım arkadaş? Manyak mıyım ben? Polisten korkuyorum, yolda cüzdanını düşürmüş gibi insanlığını kaybeden adamdan korkarım ben.). Hemen aradım kendisini, neyse ki sevgili polis bizi birbirimizden ayıramamış, o da aynı müdahalenin içinde, bir iki sokak berimdeymiş yalnızca. Hemen buluşup bir durum değerlendirmesi yaptık, barikata eşya taşıyabilecek güce ya da kapsülleri geri atabilecek ekipmana sahip değildik. Facebook'ta kadınlar gününe dair yazdığım post'u okuyan arkadaşlar bilir, erkeklerin fiziki üstünlüğüne bayağı bir giydirmiş, "Lan o pazular, geniş omuzlar metrobüs itişmesi dışında bir işinize yaramıyor. O yüzden bırakın bu avcı-toplayıcı dönem kafalarını" demiştim. Dediklerimin ciddi bir kısmını yuttum pazar akşamı. Adam beton belediye saksısını kucaklayıp taşıyor arkadaş, Seyit Onbaşı sanki bana. Bu sebeptendir ki, bir miktar biber gazıyla birlikte söylediklerimi de yutup, "Beyim siz barikat kurun, kapsülleri geri atın; biz de mağaramızı süpürüp fenalaşanları yukarı taşıyalım, yüzlerine solüsyon sıkalım" moduna girdim.


  Destek güç olmaya karar verişimizden sonrası cümbüş, kıyamet. BJK Plaza ve de barikat arasında koşuşturmaca; yine, yeni, yeniden kardeşim diyebileceğim insanlar tanımaca; 5 dakikada bir, biraz uzağımdaki can yeleğine el sallayıp buradayım, bayılmadım demece; uzaklardan onun "ilaca ihtiyacı olan var mı?" diye bağıran sesini duyup güç toplamaca; iki dakika önce fenalaştığı için yukarı çıkardığın arkadaşı barikatın dibinde görüp "ben seni daha demin yukarı çıkarmadım mı?" diye fırça kaymaca; çok fena olduğu için ağzındaki solüsyonu eline tüküren arkadaşa "teşekkür etmek için elime tükürmenize gerek yok" deyip her beraber o gazın altında bir kahkaha patlatmaca; solüsyonla rahatlayan arkadaşın "öpücem ben seni" demesiyle bir kahkaha daha patlatmaca; yine aynı arkadaşın fısfısın tazyikini kastederek "gözümü sen çıkarıcaksın" diye şikayet etmesiyle "biber gazı bizde kafa yapıyor"un ne anlama geldiğini keşfetmece... Bunların hepsi Pazar geceki Şanlı Akaretler Direnişi'nin anları. Bu anları birlikte yaşadığımız herkese binlerce teşekkürler, umarım hepsi iyidir.

PS 1: O gece bizi evlerinde ağırlayan, gecenin bir yarısı patates kızartmasıdır, kahvesidir bizi besleyen Ebru Abla ve Yekta Abi'nin hakkını ödeyemeyiz ama şunu diyebiliriz: "Zengin eylemcilerin kaliteli gaz maskeleri var, kıskanıyoruz" (:
PS 2: Biz Akaretler'deyken dostlarımız da hemen yanımızda Dolmabahçe'deydi. Bu da oralardan bir direnişçinin anlatımı. Okuduğum en iyi blog yazılarından biri. Tanışmam kendisiyle ama canımdır, ciğerimdir, kardeşimdir. Evini bilsem gidip tavuk suyuna çorba yapacağım, o denli sevdim kendisini. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder