28 Kasım 2011 Pazartesi

kopenhag-ilk gün

ilk kayıdın giriş tarihine bakıldığında gittiğim yerleri yazıya dökmek konusunda oldukça hevessiz olduğum sonucuna ulaşılabilir ama dert bu değil aslında. nedense gittiğim yerleri hatırlamak yerine, yakın gelecekte gerçekleşmesi imkansız gibi görünen yeni rotalar planlamak hoşuma gidiyor. en basitinden dün mesela, kendimi bali/ubud'da, yağmur ormanları arasında bir otelin havuzuna iç çekerek, burası denize çok uzakl mıdır acaba diye düşünürken buldum. aklın odak noktasından uzaklaşması haline bir dur demek için de bugünkü herkesten ve her şeyden nefret ediyorum temamı alıp, eski süper seyahatleri yad etme temasına çevirdim. bunun için de ilk durağımız aslında benim yurtdışındaki son durağım olan kopenhag-malmö ikilisi.


kopenhag macerası bir haziran günü sevgili sevgiliden gelen "ekim ayında ne isterdin?" mailiyle başladı. tabii biz iki saf biletleri 4ay önceden alınca o sürede bütün işlerin hallolucağını düşünmüştük ki merhaba murphy, biz de seni bekliyorduk. önce ben babaya "ya ben ucuz bilet buldum, ekimde bi kopenhag yapıp gelicem" diyene kadar akla karayı seçtim, sonrasında da gezimize asıl darbeyi türkiyenin müstesna çelik imalatçılarından biri vurdu. ben şimdi geçmiş seyahat üzerinden bu insanlara bol bol küfretmek istemiyorum, zaten iş de ellerinden gitti ama sonuç olarak sevgilinin şantiyesi, her şantiye gibi vaktinde bitmediğinden kendisi bu geziye iştirak edemedi. fakat benim gezi planlarım bir nevi swiss army çakısı olduklarından hemen yedek planla küçük kardeşi geziye dahil ettik de rezervasyonu fii tarihinde yapılmış, kazık iskandinav otellerinin çift kişilik oda paralarının bir kısmını babaya kaktırabildik(:


her yurt dışı seyahatinde olduğu gibi bu seyahat de "lan var mı atatürk hava limanı gibisi" hissiyatıyla başladı. gerçi biz sabiha gökçen kalkışlı pegasusla geldiğimizden, süper thy yemeklerini yemiş de gelmiş yolculara göre bu travmayı daha çabuk atlattık. kastrup hava alanı şehir merkezine ulaşım konusunda gördüğüm en iyi hava alanı olabilir. kendisi trenle malmö'ye 20, kopenhag'a ise 10dk uzaklıkta. tren biletlerini kredi kartınızla ya da danimarka kronuyla alabilirsiniz. hatta bileti gidip de gişeden almazsanız, kiosklardan iki kişi için aile bileti alabiliyorsunuz. bu aile olmanın bizdeki gibi saçma sapan şartları yok, anne-baba, abla-kardeş, sevgili de olsanız siz danimarkalılar için ailesiniz. perona indikten sonra hangi trene binicem diye bir gerilim yaşamanıza gerek yok, merak etmeyin ordan geçen her tren varış noktası ne olursa olsun sizi kopenhag merkez istasyona kadar götürür.


kopenhag merkez istasyonu tivoli bahçelerinin hemen karşısında yer alıyor, bizim gibi görece daha hesaplı olsun diye istasyon çevresi bir otel seçerseniz bilin ki bu şehir merkeziyle istasyon arasında değil, tam ters istikamette kalıyor. biz kalacağımız otele, 7-8 dakikada yürüyerek ulaşabildik. otel gayet güzeldi, aslında otel demek burası için biraz ilginç kaçabilir. bir nevi fabrika gibiydi, modern renkler ve çizgiler, kutu kadar odalar, check in ve check out'u yapabilmeniz için kiosklar. odamız da alışılanın dışındaydı 1m2 kadar bir banyo, yatak ve yatağın altında da dolap olarak kullanmanız için kocaman bir çekmece. bu kadar ulaşma ve yerleşme muhabbetinden sonra saat 4e yaklaştığı için gidip genel bir kopenhag turu atalım, karnımızı doyuralım dediğimiz için odadan çıktık.


klasik bir kopenhag turunu merkez istasyondan başlatırsak, istasyonun hemen karşısında daha önce de söylediğim gibi tivoli bahçeleri var. biz zaten gitmeden önce bir çok arkadaştan "valla çok da gereği yok, girişe bi para ödüyorsun, içerdeki oyuncaklara ayrı para ödüyorsun" diye dinlediğimizden çok da girmeye hevesli değildik, cadılar bayramına kadar kapalı olduğunu da öğrendiğimizden üstünde bile durmadık, şöyle bir kapısından balkabaklı süslere filan bakıp, geçtik. bizim için kopenhagta etkileyici diyebileceğimiz ilk yer, bir nevi kent merkezi sayılan radhus pladsendi(radhus=belediye binası). burası kongens nytorv'dan sonra şehrin en büyük ikinci meydanı, adından da anlaşılabileceği üzere şehrin belediye binasına ve bunun yanısıra ağzınızı açık bıraktıracak daha bir çok binaya ev sahipliği yapıyor. belediye binasını girip gezmek, hatta üstüne kulesine tırmanıp şehri tepeden izlemek mümkün ama biz kısıtlı bütçeyle seyahat ettiğimizden ve de halihazırda kıçımız donduğundan irtifayı arttırmak istemedik. buradan türklerin her gittikleri şehirde kendilerince bir istiklal caddesi bulma çabasıyla dalga geçenlere de bir çift sözüm olucak, var arkadaşım işte her şehirde, sonuçta sevgili tüketim toplumumuzda mcdonaldslar, h&mler her şehirde muhteşem binaların alt katlarını işgal edip, birer istiklal caddesi yaratmışlar. biz de frederikssberg gade'ye girerek kopenhag'ın istiklal caddesi(stroget)'ne feşfetmiş bulunduk. bu arada bizim gibi "aman canım, ekimde kimin bereye ihtiyacı olur" demeyiniz, eğer dediyseniz de sağınızda solunuzda hemen görebileceğiniz, ülke şartlarına göre ucuz olan h&mlerden birine girip, kendinize beredir, atkıdır alınız, sonra soğuktan kulağınızda yaralar oluşabiliyor.


kopenhag sürekli "biliyorum çok soğuğum ama bi gör bak, insanlar kıçları dona dona, üstüne bir de o kadar pahalı olmama rağmen neden beni görmeye geliyorlar" dercesine önünüze süper binalar ve de meydanlar çıkarıyor. yolumuzun üstündeki bilumum dünya markasını pas geçerek ilk gün için kendimize, en azından burayı görmeden yatağa gitmeyelim dediğimiz nyhavn'a doğru ilerlerken bu güzelliklerden biz de nasibimizi aldık ve birdenbire kendimizi kralın 300 yaşındaki yeni meydanında(kongens nytorv), yerleri kaplamış sarı yapraklarla oynarken bulduk. meydanı yaptıran kral 5.charles'ın meydanın ortasındaki heykeline bi selam çaktıktan sonra da kopenhagın küçük amsterdamına ulaştık. gitmeden önce bir çok yazıda, "daha önce amsterdama gitmiş olanlar nyhavna ulaştıklarında kendilerini amsterdamda zannedebilirler" diye okumuştum. bazı aksilikler ve de son dakika iptal olan planlar yüzünden daha önce hiç amsterdama gidemedim ama internet çağında olduğumuzdan, fotoğraflarını görmüşlüğüm vardı. bu sebepten hiç durmadım, ben de kendimi amsterdamda hissettim. 300m uzunluğundaki kanalı askerler 2.dünya savaşı sırasında 2senede kazmışlar. sebebini merak etmedim, merak edenler için de internet çağında olduğumuz hatırlatmasını yapıp, ülkelerine hizmet etmek gibi naif duygularla asker olan gencecik çocukları "lan bedava amele bulduk" mantığıyla sağda solda kullanan bilumum ülke silahlı kuvvetlerini de salavatlamadan geçmek istemiyorum. bölge eskiden gemicilerin takıldığı, bir nevi genel ev bölgesiyken şimdiler de zengin ve havalı turistlerin 60krona irish cafe içtikleri kafeler sokağına dönüşmüş. yemek yemek için bile o kadar para harcamadığımız için, biz de termostaki kahvelerimizden birer fırt çekip otele dönüş yoluna başladık.


dönüş yolunu aynı güzargah üzerinden yapmayalım biraz arka sokakları dolaşalım mantığıyla biz yolumuzu biraz saptırdık, aman diyeyim siz yapmayın. kopenhag caddeleri ilginç bir düzenle oluşturulmuş. şimdi burdan girsem o meydanın kalabalığına girmeden teğet geçerim derken, birdenbire kendinizi otelden de, meydandan da çok uzakta bulabiliyorsunuz. caddeler bol bol dirsek yaptığından, siz bildiğiniz yoldan gidin ya da haritanızın ve de istanbulun aksine her köşe başında bulunan sokak tabelalarının keyfini çıkarın.


bu arada ilk gün sonuna bi şeyler eklemem gerekirse, kopenhag gerçekten dedikleri kadar pahalı. o sebepten eğer bol bol mesai yapmaktan, kazandığı parayı harcayacak vakit bulamayan beyaz yaka arkadaşlardan değil de, kısıtlı bütçeyle yolculuk yapanlardansanız bu mevsimde hayat sizin için 6 sularında bitiyor. bana inanmayanlar gittiklerinde göreceklerdir, saat tam altıda sanki birileri "evli evine, evi olmayan sıçan deliğine" demiş gibi sokaklar boşalıyor ve de hayat barlara ve restoranlara kayıyor. bu tarz yerlerde de bir bardak biranın 50kron(15tl) olduğu dip notunu düşersem, bizim neden 7de otelimizde hazır ve nazır olduğumuzu daha rahat anlarsınız. daha ucuz karın doyurma yöntemi yok mudur diyenler içinse, yol üstünde sık sık gördüğünüz china boxçıları denemenizi tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder