christianshavna geçince kıyıda köşede muhteşem bir park bulduk, yakındaki marketten de abur cubur aldığımızdan oraya gelene kadar bisiklet tepesinde yaktığım her kaloriyi teker teker geri aldım. bu arada parkta mola verdiğimizde bisikletleri sağlama alabileceğimiz bir mekanizmaya sahip olmadığımızdan kendilerini açıkta bıraktık, kimse çalmasından diye o tarafı gözlemekten boynu tutulayazan küçük kardeşin aksine ben "amann çalsalar da kurtulsak, kıçım ağrıdı lan" rahatlığındaydım. parktaki molamızın ardından "sora sora bağdat bulunur" düsturuyla kopenhagın içindeki özerk bölge christianiayı bulduk. burası tabii ki de benim bu gezide merak ettiğim yerlerin başında geliyordu. sebebini ise şöyle özetleyebilirim; 1971de hippiler bölgedeki terk edilmiş askeri binaları işgal ediyor ve de burada komün hayatı yaşamaya başlıyorlar. başlarda polis defalarca christianiaya müdahale de bulunsa da, christiana halkının büyümeye devam etmesi üzerine olaya sosyal bir deney gözüyle bakmaya başlıyorlar. hali hazırda boş duran binaların, hippilerce işgal edilince kıymete binmesi durumu gözümün önüne bir kenara fırlattığı oyuncağı başka bir çocuk alınca ama ben onunla oynıcaktım diye ağlamaya başlayan gürbüz çocuğu getirdi ki ben bu gürbüz çocuklara hep uyuz olmuşumdur(bknz. alıcam fıstığı, binicem üstüne, vurucam kırbacı). şuanda christianianın nüfusu 1000in üstünde ve rehber kitapların aksine içeride hafif uyuşturucuların satışı ve kullanımı hala devam ediyor. topluluğun kendine ait kuralları da var. ağır uyuşturucuları kullanmak yasak, koşmak yasak ve de en önemlisi fotoğraf çekmek yasak. şimdi sizlere içerde neler yaptığımızı da anlatmak isterdim ama christianiada olan christianada kalır. sadece bir kaç öneride bulunmak istiyorum, hediyelik eşya kısmındaki alışverişinizi girmeden önce yapınız sonradan vaktiniz ya da başka şeyleriniz kalmayabiliyor. green light districtin sonuna ulaştığınızda görüceğiniz barlardan birinde ya sadece bira için ya da başka şeyler de içicekseniz alkolü katık etmeyin, o kadar danın kola ya da ananas suyu içmesinin bir sebebi var ve de son olarak christiania için son uyarım ise şudur; "visit responsibly!" biz sorumluluk sahibi gezimizi tamamlayıp dışarı çıktığımızda, ben de hiç bisikletlik hal yoktu fakat küçük kardeş ısrar ettiğinden bisiklet durağına doğru yürüyorduk ki bisikletlerden son kalan iki taneyi avrupai bir çiftin aldığını görünce kendilerine koşup sarılasım geldiyse de küçük kardeşin suratındaki "daş var mı daş" ifadesini görünce tırsıp vazgeçtim.
christianiadan sonra kopenhagla vedalaşmak adına tekrardan strogete çıktık. etrafta biraz aylaklık yapıp, son gün kıyağı yerel yemeğimizi yedikten sonra istasyona geçtik. kopenhagtan malmöye 2 şekilde gidilebiliyor. biri tren, diğeri ise ferry. ferry için önce trenle danimarkadaki helsingora, sonrasında ise ferryle isveçteki helsinborga geçiliyor, ordan da malmöye trenle devam ediliyor. biz ufak bir zamanlama hatası yaptığımızdan daha kısa olan oresund köprüsü yolunu tercih ettik ama helsingor ve helsinborg da gezmeye değer şehirler ve kopenhag-malmö ikilisine gidenler bu şehirleri de rotaya dahil edebilirler.
malmö kopenhaga kıyasla oldukça küçük bir şehir, merkez sayılabilecek bölgesi kanallar arasında kalıyor. istasyonda ana meydanı stortorgete ulaşmak yürüyerek 10dakikadan fazla sürmüyor. biz hava karardıktan sonra ulaşabildiğimizden, valizleri otele bırakıp kısa bir tur atmakla yetinip, keşif hevesimizi sabah erteledik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder