15 Mayıs 2013 Çarşamba

Sor bana kıskanç mıyım?

  Uzun zamandır bloga girmediğimden ötürü, dün akşam eski yazıları filan okudum, o kesmedi açtım taslaklarda aklıma neler gelmiş de her zamanki sorumsuzluğumla devam ettirmemişim onlara bir göz attım. Ve dee kıskançlığa dair yazdığım şu notu buldum.

"ben aslında zinhar kıskanç bir kadın değilim. sadece kadınların sevgiliyle flört etmelerinden hoşlanmıyorum. zevk meselesi canım bu, illa bi karakteristik özellik olarak üstüme yapışmak zorunda değil. yoksaa benim kendime güvenim tam şekerim. ayrıca flört var, flört var. şimdi bir naya rivera (biliyorum hiç kimseye bir anlam ifade etmedi, kendisi glee'nin santana'sı, melezlerin şahı filan fişman, daha detaylı bilgi isteyenler için bknz. google) gelse sevdiceğime iki göz süzse hayatta da kıskançlık yapmam, hatta özgüvenim tavan yapar, içimden de "lan şuna göz süzeceğine, benimle ilgilensene hatun" derim. amma velakin, alttan altta laf atmacalar filan, bunlar şık hareketler değil şekerim, bi de lisede filan kaldı diye biliyordum ben onları, gerekli savunma silahları geliştiremiyorum o sebepten."

  Zamanın bağrında bir aralar çok tatlı bir insanmışım ve kendime olan özgüvenim tammış. Bir de karşımdaki adama çok güveniyormuşum sanırım. İtiraf etmem gerekirse bu tarz konularda hala kendisine güveniyorum, bi iletişimimiz kalmadı, onunla ilgili alacağım en iyi haber, o haberi hiç almamak olabilir ama yine de yiğidi öldürürüm ama hakkını da veririm.

  İşte ben bu notu çok sevimli bulup facebook'ta paylaştım. Altına da beni gayet iyi tanıyan çankırı kişisi "ne zaman yazdıysan bunu o günden bu yana çok değişmişsin" demiş. Durdum bi düşündüm. "Lan" dedim, "gerçekten o kadar da değiştim mi?" Düşününce değişmemişim gibi geliyor. Kıskanç bir insan değilmişim gibi bence ama takkeyi önüme alıp düşününce durumun aslında artık çok daha farklı olduğu ortada. Bir kere kimselere güvenmiyorum artık ben, tanrı inancımı yitirişim gibi birilerine güvenmenin de anlamsız olduğunu düşünüyorum artık. Herkes yalancı, herkes sahtekar gibi isyankar bir arabesk değil bu. Toplumsal işleyiş içinde kendi yerimi bulamamakla alakalı daha çok. Periyodik olarak ben de insanlara güveniyorum tabii ki, hatta sanırım şu anda birinin benim için bir anlam ifade edebilmesinin tek yolu o insanın yanında kendimi güvende hissetmek olabilir. (Sırf güvende hissetti diye yakın geçmişte Roma'yı yakan kadın konuşuyor a dostlar, bi bildiği vardır bence) Şimdilik birine güvenmekten anladığım tek şey, yanında güvende hissetmek. Bu ikisinin arasında da dilimizin bize sunduğu süper bi nüans var. Bir tanesi ucu açık bir süreçte bahsederken, bir diğeri bunun geçici olduğunun farkında.

  Güvenmek-güvende hissetmek hadisesinin üzerine de şöyle bir durum gelişiyor tabii ki. Yanındayken güvende hissettiğim insana aslında o kadar da güvenmediğimden ve de çoğu zaman bu insanı çok da iyi tanımadığımdan ve dee kaygan zeminler insanda bi güven eksikliği yarattığından kıskanç demesek de kuşkucu bi kadın olup çıkıveriyorum. Hayır, bir de bu duruma bünye alışkın değil. Hemen böyle bir kendinden tiksinmece, "te allam nasıl da gıcık bir insan oldum ben" deme hali geliyor üstüme ki, sanırım en fenası da bu. Sürekli geçen her bir dakikayı kafada tekrar oynatmaca; "şu şöyle miydi, bu böyle miydi?" diye fıttırmaca; kendi kendine tribe girmece; "yok ya ben rahat bi kadınım" deyip durulmaca; "ya ben nasıl bi insanım" deyip sorgulamaca filan derkenn süreç uzayıp gidiyor.

  Neyse dostlar, dağınık bir şekilde anlatmaya çalıştığım ama zannedersem çok da beceremediğim durumun özeti şu. Eğer bir zamanlar kıskanç bir kadın değilsem -ki bu da şüpheli ama şimdi açık vermeyeyim- ve de şimdi kıskanç bir kadın isem bunun sebebi güven çemberinde yatıyor. Ben artık ikili ilişkilerde ne kendime ne de karşımdakine güvenmiyorum. Zaman zaman güvende hissediyorum o kadar... (Bu süreçte emeği geçen bütün or.spu çocuklarına da buradan bir daha teşekkür ediyorum tabii)

ps: Başlık Duman'dan "sor bana pişman mıyım?" melodisiyle okunacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder