3 Ocak 2012 Salı

bu konu hakkında konuşmak istemiyorum

bugün akşam üstü göztepeden kızıltoprağa, ordan haydarpaşaya, ordan da üsküdara saate baktığımda oldukça süren ama kafada hemen biten bir yolculuk yaptım. bu da bir nevi yolculuk hikayesi sayılabilir o sebepten. çemenzarın ordan çıktım, dolmuş yolunda bugün herkesin suratında gördüğüm "bu da nerden çıktı şimdi" ifadesine bol bol rastladığımdan, ara sokaklara saptım. rotamı kalabalığın içine çıkmamak üzerine kurdum, tabii biraz da dünyaya sisli baktığımdan arka sokaklar kardeşliğine katılmam çok da zor olmadı. yalnız bi yerde az kalsın minibüs yoluna çıkıyordum ki, kadının birine sordum. kadıncağızda iyi niyetle "hı hı evet evet burdan dümmdüz gidin minibüs yolu" dedi. ben de baykuş kafası ağırlığıyla bünyeyi tam tersi istikamete çevirdim. sırf kadının yüz ifadesini görmek için kıçımda gözlerim olsun isterdim ama olsalar da eminim o saatlerde onlar da pek de kimseyi görmicek halde olurlardı. yine de bu kadar sisin arasında sigara almak için girdiğim bakkaldaki 7x24 dizi izleyen amcaya para yerine sümüklü mendil verince adamın suratında beliren "kesin yaşaranların oğlanlar bunu taksi camına sıkıştırıp ...." ifadesini gözden kaçırmadım. adamcağız uzunca bir süre yardımsever olmakla başına iş almak arasında gidip geldi. ama kendisine bir karar hakkı tanımadan, burnumu kocaman çekerek bir bakkalın hayal dünyasından uzaklaştım.

o arada karşıma kızıltoprak istasyonu çıktı. toplu taşımadaki bakışlara maruz kalmakla, söğütlüçeşme+kadıköy keşmekeşini atlatmak arasında gidip geldiysem de istasyonun kelimenin tam anlamıyla terk edilmiş olması beni kendine çekti. iyi ki de çekmiş, trenlere dair herşey benim içim etkileyicilik anlamında zaten diğerlerinden 1-0 önde ama bu istasyonun başka bir havası var. ben minibüs yolu tarafında kalan peronun arkasında tam bizim köydeki gibi bir perili köşkün aynısından görünce görüş mesafem baya daraldı. zaten biraz hastane görünce sürekli gözümün önünde dedemin halleri dolaşıyor, evin önündeki bizimkinin tıpkısının aynısı ağaç ise tuz biber oldu. daha da bi yere gitmem ben burdan diye çöktüm banka. içimden zaten çok fena karar almıştım, tren sigaram bitmeden gelirse hayatta binmem diye, sağolsun sevgili tcddcik kararı bana bırakmadı, tren anca 20dakikada geldi.

banliyönün içi, haydarpaşa herkesin bildiği gibiydi. göztepe kızıltoprak arası kendimi emekli teyzelerin yanlarında sürüklediği yün torbaları gibi hissetmiştim, banliyöde de memleketten getirilen bir çuval patates. yalnız haydarpaşayla ev arasındaki yol hatırladığımdan daha farklıymış. sanırım şimdiye kadar hep üst yoldan gelmişim, bu yolun tacizkar havası bu akşamki ruh durumuma pek uymadı ama ruh durumum tacizcileri kendine uydurdu. arkamdan "pışştt pışşşt" diyen adama küfür etmek için dönünce birbirine karışmış rimel ve de eyeliner tabakası her türlü küfürden daha etkili oldular.

bu ilginç ve de güzergah boyunca çevremdekileri ürküten gezimin sebebi de aslında ne kadar senelerdir "olum her şey değişir,her şey(vurguyla)" diye bira masalarında kafa ütüleyip dursam da, aslında gerçekten her şeyin değiştiğini bi anda DAN diye anlamamdır. ama bu konuda konuşmak istemiyorum, bu konuda gerçekten konuşmak istemiyorum.

evime dönmek istiyorum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder