2 Ocak 2012 Pazartesi

patlayan duvar

bitirilmesi gereken projeler, gittiğine sevinilmesi gerek bir yıl ve de önünü alamadığım uzun uyku saatlerim sebebiyle geçen hafta bişiler yazamadım. ama şimdilik kimseler okumuyor olsa da, kendi kendime söz veriyorum haftaya gezi yazılarına kaldığım yerden devam edicem. zaten malmö dediğin bir günlük yer hatta o bir günlük kısım da malmö değil müzesi. sonrasında da muhteşem ispanya serisine başlıcam ki bu seri kopenhag kadar günügününe detaylı olmıcağından metropol insanı için az sürede çok bilgi talebine de karşılık vericek.

ama şimdi sizlerle dünkü korku filmimi paylaşmak istiyorum. dırırrıımmm. genç kız, evinin mutfağında kucağında küçük ve de götü tüysüz kedisiyle oturmaktadır. birden alt kattan kırılma sesleri duyar, önce koca götlü büyük kedisinin bişiler devirdiğini düşünerek rahat rahat takılsa da bir anda o evde bişiler devirmek konusunda nam salan kedisinin kucağında olduğunu, alt kattaki kedisinin ise şu yaşında kadar hayatta kıçını kaldırıp da bişiler kırmış olmadığını hatırlar ve ürkek adımlarla aşağı inmeye başlar. bu genç kızımız ben olduğumdan yazımın kalanına birinci tekil kişiyle devam etmek de bir sorun görmüyorum. o merdivenleri inene kadar kalbim maraton koşucularınınkini solda sıfır bırakırdı a dostlar. içimden sürekli, "tabii bu kadar normal bir hayatım olamazdı, türkiyede yaşıyorum, şimdiye kadar polis şiddeti dışında şiddet görmüşlüğüm yok, artık eve giren hırsız öğrenci evine girmiş olmanın siniriyle kafamı çekiçle mi parçalar, yoksa küvete vura vura beynimi mi dağıtır" diye düşünüyorum. bu arada normal hiç bi insanın yapmıcağı bir şey yaparak elime savunma aleti olarak imonun geçen mitingte dağıttığı bareti aldığımı da söylemek zorundayım.(bilmeyenler için not; baret insanın kafasını tuğladan filan koruyan, şantiyelerde ve bazı fabrikalarda giyilmesi zorunlu başlık, doğal olarak da hırsızı korkutmak için en iyi yol değil)

neyse ben bütün bu duygular içinde münasip yerlerim üç buçuk ata ata banyonun ışığını açtım. o an sanırım hırsızla göz göze gelsem daha az korkardım. banyom resmen şimdiki halinden sıkılmış, evrim geçiriyordu. şuanda tabii pişmiş kelle gibi olayla dalga geçiyorum ama banyomun fayanslarının, arkalarından yılan ya da muhtemelen ejderha ya da çok kötü çok çok kötü bir yaratık geçiyormuş gibi sırayla şişmeye başladığını görünce dizlerin bağı nasıl çözülüyormuş öğrenmiş oldum. annemin bana senelerce izleme şu filmleri, sonra çok korkarsın deyişinin sebebi de ortaya çıktı çünkü o sahne karşısında beynim okuduğum bütün stephen kingleri(birinde ev hikayenin sonunda uçup gidiyordu) ve de izlediğim lanetli filmleri HD kalitede gözümün önüne getirdi. bu olağanüstü sebeplere dayanan korkum kısa sürede geçti ama bu sefer de başka korkular başladı; deprem olduğunu anlayamamak gibi bir geçmişim olduğundan, bi kaç saniye "lan kesin deprem oluyor ama ben anlayamadım, bu anasını sattığımın evi bana mezar olucak" diye korktum sonra da deprem olmuyor ama "zaten ben bu evdeki kolonların yerini bi türlü anlayamamıştım, sonunda yıkılıyor işte" diye korktum. ve utanmadan itiraf ediyorum beynim bu kadar yaratıcı çalışınca korkudan ve de ne olduğunu anlayamamaktan ötürü zırlamaya başladım. babam kişisi de yurt dışında olduğundan eski sevgili kişisini aradım. o da benim nefes nefes anlatışımı dinledikten sonra "yaa nemdendir o nemden" dedi, bir de "niye ağlıyorsun ki sen" diye duygusuzca ekledi. ben de içimden şöyle okkalı bir "allah belamı versin benim" dedim. ki eğer varsa zaten bir kaç dakika önce verdiğinden, tekrar vermesine pek de gerek yoktu.

not:yazı biraz hatta baya baya kopuk oldu ama hem kendi kendime neden on gündür bişiler yazmıyorum onu haturlatayım dedim, hem de başlar kısımlarda şimdilik beni okumayan sizlere kopenhag serisinin devam ediceğini ve de ispanya serisinin de başlayacağını haber vereyim istedim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder